BAZI
YAZMALARDA GÖRÜLEN BİLMECELİ TARİH KAYITLARI (*)
Doç. Dr. M. Es'ad COŞAN “Bu kitabın yazılması, çok bağışlayıcı olan hâkim-i mutlak Tanrı'nın yardımıyla. Hicretten itibaren onuncu onun üçüncü onunun altıncı onda birinin birinci yarısının ikinci altıda birinin ikinci üçte birinin dokuzuncu onda biri olan Cuma günü tamam olmuştur. Kim benim bu ibaremde kasdedilen tarihi bulup çıkarır ve sonucu ulaşırsa, büyük âlimlerin çoğunun başaramamış olduğu bir işi başarmış olur.” Kemalpaşa-zâde Şemseddin Ahmed (1468-1434) Yazımıza girişmeden önce bazı tâbirleri kısaca îzah edelim: Bilindiği gibi matbaa ortaya çıkmadan önce, Şark'ta ve Garp'ta kitaplar elle yazılırdı. Bu usûl bizde, matbaa yurda girdikten sonra bile, hattâ 20. asra kadar devam etmiştir, işte, yazısı bir şahıs eliyle yazılan ve taşbasması (litografya), faksimile, ofset... gibi bir baskı tekniği ile tab'edilip çoğaltılmış olmayan kitap veya varaklara “elyazması eser” veya kısaca yazma (mah-tûta, manuscript, manuscrit, handschrift, codex vs.) denir. Ferağ kaydı, bir müellif tarafından eserinin sonuna eklenen ve kendi adı, babası, soyu, doğduğu ve yaşadığı yer, meslek ve mezhebi, o eseri nerede, ne kadar zamanda yazıp bitirdiği... gibi hususlarda bilgi veren kısımdır. İstinsah kaydı ise, bir yazma eserin sonuna müstensihi (yâni katibi) tarafından (müellifi tarafından değil) eklenen ve o nüshayı hangi nüshadan kopya ettiği, nerede, ne kadar zamanda yazıp bitirdiği, kendisinin, babasının... adı, sanının ne olduğu... vs. hakkında bilgi ihtiva eden kayıtlardır. Biz yazma eser kütüphanelerinde yaptığımız çalışma ve araştırmalar esnasında, bazı ferağ ve istinsah kayıtlarında bulunan tarihlerin, yukarıdaki ibarede de görüldüğü gibi, bilmeceli (lugazlı) bir tarzda verildiğini tespit ettik. Böyle ibarelerin çözülüp anlaşılması bazı kütüphane ilgilileri ve okuyuculara güç gelmekteydi. Hattâ bu konuda açıklayıcı bir yazı hazırlamam benden istenmişti. Bu yazı istek üzerine kaleme alınmıştır. Özel bir grup teşkil eden bu tarz bilmeceli tarih kayıtlarını çözebilmek için belirli birtakım malûmatı göz önünde tutmak gerekmektedir. Mezkûr malûmat, genellikle rakamlar olmak üzere, hicrî senenin ayları, bu ayların teşkil ettiği gruplar, ayların bölümleri ve haftanın günleriyle ilgilidir. Çok kısa ve özlü olarak söylemek gerekirse, bu bilmecelerin kuruluşundaki hâkim fikir, sene, ay, hafta, gün gibi zaman birimlerini, kendisi veya paydası 10'dan küçük rakamlar haline dönüştürüp ifade etmektir: 1/10, 1/7, 1/4, 1/3, 1/2 gibi. Şimdi her zaman biriminin nasıl ifade edildiğini ve bölümlendirildiğini daha geniş olarak açıklayalım: a. Haftanın Günleri: Bir hafta 7 gündür. O halde haftanın her bir günü, haftanın bütününe nazaran 1/7 = yedide bir = sübu’ demektir. Buradan hareketle, meselâ haftanın altıncı günü sayılan Cuma için, “altıncı yedide bir = es-sübu’ es-sâdis” denmektedir. Bir kolaylık olması için, bütün hafta günlerinin bu esasa göre nasıl ifade edildiğini bir cetvel halinde verelim:
b. Ayın Günleri: Hicrî takvime göre bir ay en çok 30 gün olabilir. Araplar bir ayı kabataslak üç bölüm halinde düşünürler; ayın ilk 10 gününe “evâ’il = baştaki günler”, ikinci 10 gününe “evâsıt = ortadaki günler”, son 10 gününe de “evâhir = sondaki günler” adını verirler. Bu taksimden hareketle, bilmeceli tarih kayıtlarında ilk 10 güne “birinci üçte bir = es-sülüs el-evvel”, ikinci 10 güne “ikinci üçte bir = es-sülüs es-sâni”, son 10 güne de “üçüncü üçte bir = es-sülüs es-sâlis” denmiştir. Ayın l günü, mezkûr üçte birlere kıyasen 1/10 nisbetinde kaldığından “onda bir = el-'öşr” kelimesiyle ifade edilmiştir Böylece meselâ ayın 4'ü için, “birinci üçte birin dördünü onda biri = el-‘öşr er-râbi’ mine’s-sülüsi’l-evvel” denir. Bir kolaylık olmak üzere ayın bütün günlerini bu üçte bir-onda bir esasına
göre bir cetvel halinde verelim:
Yazımızın sonunda verilen misallerin birinde ise tarihin ay kısmı daha başka bir şekilde ifade edilmiştir. Orada ay herhalde dört hafta olması itibariyle dörde bölünmüş ve günler bu dörtte bir (rubu’)lerin yedide biri (sübu’) olarak gösterilmiştir. Meselâ ay'ın ikinci haftasının ikinci günü için: es-sübu’ es-sâni mine 'r-rubu'i ‘s-sânî = ikinci dörtte birin ikinci yedide biri denmiştir (ki bundan o ay'ın 9'u anlaşılabilir). Fakat bu şekilde sarahat yoktur; çünkü çok kere haftanın ilk günü ayın 1'ine rastlamaz. Ayrıca, l ay dörde ayrıldığına göre 4 x 7 = 28 edecektir; o ay'ın 29 ve 30'unu ifade imkân dışı kalmaktadır. c. Yılın Ayları: Bir sene içinde on iki ay bulunur. Bilmeceli tarihlerde bunları 10'dan
küçük rakamların kesri halinde ifade edebilmek için sene, sun'î olarak
2'ye ayrılmakta ve ilk 6 aylık kısma ilk yarı = en-nısf el-evvel; ikinci
6 aylık kısma ise ikinci yarı = en-nısf es-sânî denmektedir. Bu durumda
her ay, bu yarılardan birinin altıda biri (südüs) olur ve meselâ Ramazân
ayı için “ikinci yarının üçüncü altıda biri = es-südüs es-sâlis mine mine’nısfi’s-sânî
denir. Bu esasa göre bütün ayları bir arada gösterelim:
Makalemizin başında kaydettiğimiz Kemalpaşa-zâde'ye ait tarih kaydını açıklamak için küçük bir risale yazmış olan Ismâ'îl Hakkı-i Burûsavî, seneyi 2 ana gruba ayırmak yerine Tevbe sûresi’nin 36. ayet-i kerimesinde: (Mânâsı: Allah indinde ayların sayısı on ikidir... onlardan dördü haram
aylardır.) âyetine uygun düşeceğini ileri sürerek, dörder dörder olmak,
üzere üç ana gruba bölmeyi teklif etmektedir. Buna göre Muharrem, Şafer,
Rebî'u-'1-evvel, Rebl'u '1-âhir “ilk üçte bir = es-sülüs el-evvel”;
Cumada'1-ûlâ,
Cumâdâ'l-âhire, Recep, Şa'bân “ikinci üçte bir = eş-sülüs es-sânî”; Ramazân,
Şevval, Zî'l-ka'de, Zi'1-hicce de “üçüncü üçte bir = es-sülüs es-sâlis”
dahil olur. Senenin aylarını da bu üç ana grubun kesri olarak dörtte bir
= rubu’ diye ifade etmek gerekir. Bu yeni şekli de bir cetvel halinde verelim:
d. Sene Rakamları: Bir tarih kaydında sene rakamları, birler, onlar, yüzler ve bazan da binler hanesini ihtiva eder. Bilmeceli tarihlerde bunları da, haftanın ve ayın günleri gibi, l'den 10'da kadar olan rakamlar veya kesirleri halinde ifade etmek gerekmektedir. Bu şu suretle tahakkuk ettirilir: Bir'ler hanesi: Birler hanesindeki 1-9 arası rakamların her birine “onda bir = el-‘öşr” denir. Bu esasa göre meselâ 7 rakamına “yedinci onda bir” = el-‘öşr es-sâbi’ 10 rakamına, “onuncu onda bir = el-'öşr el-'âşir”... denilecektir. On'lar hanesi: 1-100 arasında 10 tane onluk = el-‘aşr vardır. Bunlar: “Birinci, ikinci, üçüncü.... onluk = el-‘aşr el-evvel, es-sânî es-sâlis...” diye ifade olunur ve meselâ 51-60 arasına “altıncı onluk = el-‘aşr es-sâdis”; 91-100 arasına “onuncu onluk = el-‘aşr el-‘âşir” denir. Burada dikkat edilecek nokta, meselâ 61 rakamının, altıncı onluktan değil, yedinci onluktan ve yedinci onluğun ilk rakamı olduğudur. Yüz'ler hanesi: Yüzler hanesinde 101'den 1000'e kadar olan rakamlar da yine 10 gruba bölünerek, ifade edilir; ve her birine yine “on'luk = el-'aşr” adı verilir. Meselâ 1-100 arasındaki rakamlar, “ilk onluk = el-'aşr el-evvel”; 701-800 arasındaki rakamlar ise, sekizinci onluk = el-'aşr es-sâmin içindedir. Buradaki “onluk = el-aşr”, 1'leri 10 tane l ihtiva eden onluktur. Aslında -rakam yüz'ler hanesi olduğundan- burada on = ‘aşr kelimesi yerine yüz = mi'e kelimesini kullanmak matematik yönünden daha doğru olacaktı. Nitekim Kemalpaşa-zâde'nin bilmeceli tarihini şerheden İsmâ'il Hakkî burada ‘aşr sözü yerine “akd” sözünün kullanılmasını, meselâ 401-500 arası için el-‘akd el-hâmis denmesini teklif etmektedir. (bk. Şarh Târihi 'İbni Kemâl Makâlât-ı İsmâ'tl Hakkı kaddise sırruh, s.11-14, Bulak 1257.) Şu kadar var ki 'aşr sözü kullanıldığı takdirde bilmece daha karışık görünmekle, dolayısiyla maksada daha uygun bir durum husule gelmektedir. Binler hanesi: Hicrî tarih yönünden henüz (ikinci binin içinde bulunduğumuzdan binler hanesinde bir çeşitlilik yoktur. 1000'den sonraki tarihler için sadece “ikinci bin = el-elf es-sânî” veya “binden sonra = ba’de’l-elf” sözü kullanılmaktadır. Yukarıda mufassalan anlatılan esaslar dairesinde, misal olmak üzere bazı rakamların nasıl ifade edileceğini gösterelim:
l : Birinci on'un ilk onda biri = el-'öşr el-evvel mine’l-'aşri’l-evvel.
e. Bilmeceli Tarih Kayıtlarından Numûneler Bilmeceli tarihlerden bulmuş olduğumuz misaller çoğunlukla Arapça’dır. Biz, kolay anlaşılmayı temin için, tespit ettiğimiz yegâne Türkçe misali en önde zikrederek müşahhas numunelerin açıklanmasına başlıyoruz: 1. İdrîs-i Bidlîsî'nin Yavuz Selîm adına Arapça olarak kaleme aldığı Risâletü’l-ibâ' 'an mevâkı‘ı ‘l-vebâ’ adlı eserinin, Seyyid Mehmed Salih tarafından yapılarak Sultan I. Mahmud'a sunulan Hısnu‘l-vebâ' adlı tercümesi sonundaki Türkçe ferağ kaydı (İstanbul Üniversitesi Kip. ty. 7053 numarada kayıtlı bulunan eseri ve içindeki ferağ kaydını bana, muhterem hocam Prof. Dr. Nihad ÇETİN ve Doç. Dr. Nazif HOCA göstermişti. Kendilerine Teşekkürü bir borç bilirim.): “Hatime”: İşbu risâle-i mergûbe-i makbûlenin tercemesi Hicret-i nebeviyyeden elf-i sanînin, mi'e-i salisinin, ‘aşr-i râbi'inin ikinci senesi, Saferü'l-hayrın on beşinci peneşenbih gicesi, Dâru 's-saltanati 's-seniyye olan mahmiye-i Kos-tantiniyye'de, bi-‘avnihi ta'âlâ resîde-i hayyiz-i hitâm bulup...” İzâhı: Hicret-i nebeviyyenin elf-i sânisi, eserin hicrî ikinci bin'de yâni 1000 yılından sonra yazıldığına işarettir: Mi'e-i şâlis.. üçüncü yüz, yâni 201-300 arasını; caşr-ı râbi', dördüncü on, yâni 31-40 arasını gösterir, “ikinci sene” denildiğine göre, 31-40 arasındaki rakamlarından birler hanesi 2 olan, 32 rakamını seçmemiz lâzımdır. O halde tarih: 1232 hicrî yılı 15 Safer Perşembe günüdür. Mütercim ayın tarihi bir de ebcedle tespit etmiş ve bunun için:
(Lec ü da'vâ-yı vebâ buldı hitâm) mısraını söylemiştir. (30 +3 + 6+ 4 + 70 + 6 + 1+ 10 + 6 + 2 + 1 + 2 + 6 + 30 + 4 + 10 + 600 + 400 + 1 + 40 = 1232) 2. Bursalı İsmail Hakkî'nin bildirdiğine göre, meşhur Osmanlı âlimi ve tarihçisi Kemalpaşa-zâde, telif ettiği kitaplardan birinin sonunda şöyle demiştir: (bk. Makalât-ı İsmâil Hakkî s. 11-14, Eser Dîvân-ı İsmâ’il Hakkî’nin sonuna mülhaktır.)
(Tercümesi makalemizin başlığında verilmiştir.) İzahı: İbarenin başında bulunan ve Cuma gününe tekabül ettiği tasrih edilen el-'öşr et-tâsi' yâni dokuzuncu onda bir, hemen anlaşılacağı üzere, ayın günlerine ait rakama işarettir (Buradaki el-‘öşr kelimesinin ayın harfi mutlaka ötreli okunmalıdır; üstün ile el-'aşr okunması yanlış olur ve mânayı bozar) el-‘öşrü ‘t-tâsi’ mine ‘s-sülüsi ‘s-sânî yâni ikinci üçte birin dokuzuncu onda biri, dendiğine göre gün, ayın 19'udur; çünkü ayın günlerine ait rakamın onlar hanesi sülüs-i sânî (11-20 arası); birler hanesi ‘öşr-i tâsi’ (yani 9) ibaresi ile tebellür etmektedir. Mine 's-südüsi 's-sânî mine ‘n-nısfi ‘l-evvel = ilk yarıdan ikinci altıda bir, yukarda verdiğimiz aylar listesinde görüleceği üzere Şafer ayıdır. Mine 'l-'öşri 's-sâdis = altıncı onda birden, sözü, sene rakamlarının birler hanesinin 6 olduğunu ifade eder (Buradaki el-‘öşri kelimesinin ayın harfi mutlaka ötre okunmalıdır). Mine 'l-'aşri 's-sâlis = üçüncü on'dan, sözü, 21-30 arasındaki 6'lı rakam yâni 26'yı seçmemiz gerektiğini gösterir. (Buradaki el-‘aşri kelimesinin üstün okunacağına dikkat edilmelidir) Mine ‘l-'aşri 'l-‘âşir = onuncu on'dan denmesi, yukarda bulduğumuz 26'nın 901-1000 arasında bulunan 26 olduğuna işaret eder. Demek ki anlatılmak istenen tarih şudur: Hicrî 19 Safer 926 Cuma günü. 3. Konya Mevlana Müzesi Yazmaları arasında 2520 numaralı mecmuatür-resaile bir Risâle-i Mu'ammâ vardır ki anlaşıldığına göre, yine Kemalpaşa-zâde'ye ait bir bilmeceli tarihi açıklamaktadır. Varak 87a'dan bu şerhi Molla Tevfîkî el-Gîlanî (!)nin yazdığı anlaşılıyor. Varak 86b'de 922 hicrî yılının 5 Şevval Cumartesi günü saat 9'da bitirildiğine dair bir ferağ kaydı vardır ki galiba Molla Tevfîkî'nin teliften ferağ vaktini gösteriyor. Arapça olan risaledeki İbn Kemal'in bilmeceli tarihi, kelimeleriyle başladığına göre bizim yukarda açıkladığımızdan başkadır. Biz bu risaleyi incelemeğe imkân bulamadık. (bk.Gölpınarlı, A., Konya Mevlana Müzesi Yazmaları Katalogu, II/421.) 4. Ismâ'îl Hakkì-i Burüsavî Kemalpaşa-zâde'nin yukarda 2 numarada izah ettiğimiz tarihini şerh edip zaman zaman da eksik ve kusurlu yerlerini belirttiği risaleciğinin sonunda (bk. “Şerh Tarihi 'bni Kemâl” gösterilen yer, s. 14.), aynı usulü kullanarak şu bilmeceli ferağ kaydını yazıyor:
Tercümesi: “Bu risalenin yazılması, Hicretin ikinci binin ilk akdinin onuncu onunun sekizinci onda birinin ikinci yarısının üçüncü altıda birinin ikinci üçte birinin ikinci onda biri olan Salı günü vuku' buldu.” İzahı: Yevmu 's-sülasâ’, salı günüdür. “el-‘öşrü’s-sânî mine 's-sülûsi’s-sâni = ikinci üçte birin ikinci onda biri, ayın 12'sine işarettir. Mine 's-südüsi 's-sülisi mine 'n-nısfi 's-sâni = ikinci yarıdan üçüncü altıda bir, yılın ikinci yarısındaki altı aydan üçüncüsüne, yani Kamazân'a delalet eder. Mine ‘l-‘öşri 's-sâmin = sekizinci onda bir, tarihin birler hanesinin 8 olduğunu gösterir. Mine 'l-'aşri ‘l-'aşiri mine ‘l-'akdi ‘l-evvel = ilk akdin onuncu onluğu, bu 8 rakamının, ilk 100'ün onuncu onluğunda, yani 91'den sonra olacağına, dolayısıyla 98'e işarettir. Mine ‘l-elfi ‘s-sâni ise bu 98'in 1.000'den sonra geldiğini bildirir. Demek ki söylenmek islenen tarih: 12 Ramazan 1098 Salı günüdür. 5. Yine İsmâ'il Hakkı tarafından telif edilen Furuk-ı Hakkî adlı eserin sonunda da şu ferağ kaydı vardır. (Bursa-Harraççıoğlu yazmaları 1414; Fatih 5349, varak 60 b; Halet Ef. 567 varak 157 a.):
Tercümesi: “Bu eser, Hicretin ikinci bininin birinci akdinin onuncu onunun beşinci onda birinin ilk yarısının beşinci altıda birinin üçüncü üçte birinin birinci onda biri olan Pazar günü yazıldı.” İzahı: Yevmü’l-ehad, haftanın birinci günü yani Pazardır, el-'öşrü 'l-evvel mine ‘s-sülüsi 's-sâlis = ayın üçüncü üçte biri olan son on günün birincisi yani 21'i demektir. Mine 's-südüsi 'l-hâmisi mine ‘n-nısfi ‘l-evvel = Senenin birinci yarısı olan ilk altı ayın beşincisi yani Cumada '1-ülâ'yı belirtir. Mine 'l-öşri 'l-hâmis, yılı gösteren rakamın birler hanesinin 5 olduğunu; Mine ‘l-'aşri ‘l-âşir, onlar hanesinin 9 olduğunu (yani senenin, 91-100 arasında bulunduğunu); “'mine 'l-akdi ‘l-evvel mine ‘l-elfi 's-sânî = ikinci binin ilk akdinden” sözü ise senenin, 1000'den sonraki ilk yüz rakamı dahilinde olduğunu göstermektedir. Demek oluyor ki verilen tarih: 21 Cumada ‘l-ûlâ 1095 Pazar günüdür. 6. Tertîb Celîl fî şerhi ‘t-Terkîbî ‘l-Cemîl’in ferağ kaydı (Bk. İstanbul Üniversitesi Ktp, Ay 3023, varak 54 a.)
Tercümesi: “et-Terkîbü ‘l-Celîl’in şerhi olan bu Tertîb-i Cemil'in yazılmasına başlamak, dördüncü altıda birin üçüncü dört tehirinin altıncı yedide birine rastladı. Müsveddelerin temize çekilmesi ise beşinci altıda birin ikinci dörtte birinin üçüncü yedide birine tesadüf etti. Mezkûr her iki altıda bir ise Hicretin bin yılından sonraki onuncu onun beşinci onda birinin ikinci yarısındadır.” İzahı: İlk defa bu kayıtta karşımıza çıkan “er-rubu' = dörtte bir” sözü, südüs diye adlandırılan bir zaman parçasının (yâni ay'ın) bölümü olup, sübu’ kelimesinden de anlaşılacağı gibi kendi içinde 7'ye ayrılmaktadır. O halde “fi's-sübu'i ‘s-sadisi mine 'r-rubu'i 's-sâlis = üçüncü dörtte birin altıncı yedide birinde” ayın üçüncü haftasının altıncı gününde demek olur. Şu kadar var ki, bu bilgiye rağmen günün, ayın kaçına rastlandığı sarih olarak anlaşılamamaktadır (Çok zayıf bir ihtimal olarak, ilk haftanın ilk günü ayın ilk günü ile aynı kabul edilse, bu ibare ayın 20'si demek sayılabilirdi) Mine 's-südüsi ‘r-râbi’ (ki nısf-ı sânî'den olduğu bir sonraki cümlede tasrih ediliyor) dördüncü altıda bir, senenin ikinci yarısındaki altı aydan dördüncüsü olan Şevvâl'dir. Müsveddelerin temize çekilmesi, “fi 's-sübu’i ‘s-sâ1isi mine ‘r-rubu'i 's-sanî mine 's-südüsi ‘l-hâmis = beşinci altıda birin ikinci dörtte birinin üçüncü yedide birinde yâni Zi’l-kâde ayının ikinci haftasının 3'ünde olmuş. Sene rakamlarına gelince: el-‘öşr el-hâmîs, 5; el-'aşr el-‘âşir, 9; ba’de ‘l-elf binden sonra demek olduğuna göre, 1095'tir. Demek ki eserin yazılmasına 1095 Şevvâl'inin, 3. haftasının 6. gününde başlanmış; aynı yılın Zi'l-ka'de ayının 2. haftasının 3. gününde eser temize çekilmiş. (Bu son iki tarihi hocam Prof. Dr. Nihat ÇETİN vermek lütfunda bulundular.) Netice: Şimdiye kadar bulduğumuz misallerden anlaşıldığına göre, bu cins tarihlemeyi ilk önce galiba Kemalpaşa-zâde ortaya çıkarmıştır. Bir tarihini İsmâil Hakkî-i Burüsavî'nin şerh etmesi; Konya Mevlana Müzesi 2520 numaradaki mecmuada başka bir tarihine dair şerhin bulunması onun, sık sık böyle tarihler tertiplediğini göstermektedir. Acaba İbn Kemâl bu usulü kendisi mi bulmuş, yoksa başka bir yerden mi ilhamı almıştır? Bu soruya cevap vermek için vakit erkendir; kütüphanelerdeki yazmaların taranarak çeşitli devirlere, muhtelif kimselere ait başka tarih kaydı numunelerinin toplanması lâzımdır. Yalnız İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi doçentlerinden muhterem Dr. Nazif Hoca bize şifahen, böyle tarihlemelerin Ortaçağ Sırp tarih literatüründe de görüldüğünü bildirmişti. Konunun, bu yönünün araştırılarak, -varsa- aradaki ilişki ve tesirlerin ortaya çıkartılması uygun olur. İbn Kemâl'in, “Kim bu tarihi çözerse, büyük âlimlerden çoğunun başaramadığı bir işi yapmış olur.” diyerek konuya bir müsabaka havası vermesi, bu cins tarihlere karşı duyulan ilgiyi genişletmiş olmalıdır. Bu yüzden onun ortaya attığı tarihleri şerh için muhtelif yazarlar tarafından risaleler kaleme alınmağa başlamıştır. Nihayet konu İsmail Hakkî'nın eline geliyor. Onun hem İbn Kemâl'in. bir tarihine şerh yazması, hem de birçok risalesini bu cins bilmeceli tarihlerle donatması, bir ara gevşemiş olan alâkanın tekrar canlanmasına yol açmış görünüyor. (*) A.Ü.İ.F. İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi, Ankara 1975, sayı 2, s. 55-65. |
![]() |
|||
|
|||
![]() |
ü